EN İYİ AÇI

Hiçbir şey biriktirmem ben. Okuduğum kitapları da. Veririm. Okurum ve veririm. Başkasının da benim okurken çıktığım yolculuğa çıkmasına vesile olmayı severim.

Ama bazı kitaplar var, onlar ömürlük. Altı çizili cümlelerle, kenarı kıvrılmış sayfalarla dolu. Bazısına dönüp dönüp bakıyorum, bazısına da her an bakabilirim. Ya da bakmam. Ama kütüphanemde durmasını seviyorum.

Bir kitap var mesela, 10 sene olmuştur alalı. Tavsiye üzerine. Henüz kapağını açmamıştım birkaç gün öncesine dek. Ama verememişim de işte bir türlü. Sanki biliyormuşum gibi zamanının geleceğini. Aniden raftan alıp okumaya başladım. Ara verdiğim yazılarıma yeniden başlamama vesile oldu. Kitapların da zamanları var sanırım. Hatta hayatımızda görevleri… Bahsettiğim kitap şimdi başucumda. Gecenin 03:30’unda bu yazıyı yazarken bakışıyoruz.

Üniversiteden kalma kitaplarım var örneğin. En az 20 senelik. 3 tane. Diğerlerini vermişim, bunları tutmuşum. Son günlerde, içimde o yıllarda öğrendiklerimi tazeleme isteği var. Öyle bir anda geldi. Acayip heves ettim. Keyifle kahvemi hazırlayıp sanat tarihi okuyorum iyi mi?

Mısırlı sanatçılar mesela, insan bedenini çizerken hangi bölümü hangi açıdan iyi görünüyorsa öyle çiziyorlar. Söz gelimi, insan kafasını profilden çizerken, üzerine gözün tam karşıdan görünüşünü çiziyorlar. 

Unutmuşum bu bilgiyi. Hangi açıdan iyi görünüyorsa, o açıdan resmetmek…

Belki de çoğu zaman, hele de bugünlerde, en iyi görünen açıyı bulup hayatımıza oradan bakmaktır bizi kurtaracak olan. Çünkü bakış açımızı değiştirdiğimizde yaşamımızda mutlaka iyi giden şeylerin de olduğunu görmemiz mümkün oluyor.

Ve hayatın o iyi giden taraflarına odaklanmak, yani neyin yolunda gitmediğine değil neyin yolunda olduğuna, sahip olduklarımıza odaklanmak neler değiştirirdi acaba hayatımızda? Cevaplamaya değmez mi?

Müzik önerisi: What The World Needs Now – Dionne Warwick

12 Aralık 2020, İstanbul

Yorum bırakın