Gece yarısını çoktan geçti
Uyku tutmuyor bir türlü
Açık camdan hala İstanbul’un sesi geliyor
Anlaşılan ikimiz de ayaktayız bu gece…
İstanbul’la ben yani…
Ki “senle ben” demek isterdim…

Müzik Önerisi: Wiegenlied (Lullaby) – Johannes Brahms

24 Eylül 2020, İstanbul

Gün geldi özleme uyandım
Gece geldi hasrete sarıldım
Ve bir an geldi anladım
Artık eskiye ait her şeyi
Eskide bırakmıştım

Ama döngü bitmiyor ki
Hayat devam ediyor
Yenisi elbet geliyor
Sonra bir daha özlem
Sonra bir daha hasret
Ve de yeni hala yeni…

Müzik önerisi: Seninleyim – Ayten Alpman

16 Eylül 2020, İstanbul

SÖZ…

Şimdi alıp kağıdı kalemi elime, bir yazı yazmak istesem…

Mesela İstanbul’dan bahsedebilirim uzun uzun… Sabah yürüyüşlerimde doğmasının üzerinden çok da fazla zaman geçmemiş olan güneşin Haliç’in girişindeki yansımasından, o yansımanın tam ortasından geçen vapurlardan ve her seferinde sıkılmadan bu manzarayı fotoğraflamak için duyduğum heyecandan bahsedebilirim.

Bu eylülün hatırladığım en sıcak eylül olduğundan, bütün gün havalandırmayı açıp altında oturduğumdan, havalandırmanın derecesini beni üşütmeyecek seviyede tutmakta artık ne kadar usta olduğumdan da bahsedebilirim. 

Ya da içimdeki karışıklık, duygularımın iniş ve çıkışları, bazen kuşlar kadar hafif ve özgür hissederken, bazen de aniden göğsümün tam ortasına bir ağırlığın yerleştiği ve öyle zamanlarda kendimi ne kadar tutsak hissettiğimle ilgili de yazabilirim.

Bir paragraf da gözyaşlarımla ilgili olabilir mesela… Olmadık yerde nasıl aktıkları, durdurmak için harcadığım büyük çaba, hayal kurma becerimin nasıl yardımıma koştuğu ve arkasından attığım sesli ve biraz da acı kahkahalar da birkaç satır tutabilir.

İçimde üretmek için duyduğum kocaman enerjinin bazen müthiş bir isteksizlikle yer değiştirmesi ile ilgili de bir şeyler söyleyebilirim. Ve fakat kendimi o isteksizliğe teslim etmediğimin garantisini de verebilirim bir sonraki cümlede.

Sonra da, “Zaman çok çabuk geçiyor, bugünlerimiz bir daha geri gelmeyecek,” falan yazıp, yazıyı bağlayabilirim.

Böylece sözümü tutmuş ve senin için bir yazı daha yazmamış olurum…

Müzik önerisi: There’s No You – Louis Armstrong

9 Eylül 2020, İstanbul

BİR SORU

Güzel bir gecenin sonu, 
Kulağımda tango, 
Yüreğimde kıpırtı, 
Aklımda bir soru… 
Acaba olur mu?

Akşamdan kalmış bir sabah, 
Hafif baş ağrısı, 
Yüzümde gülümseme, 
Aklımda bir soru… 
Ben mi arasam o mu?

Müzik önerisi: Bahia Blanca – Carlos Di Sarli y su Orquesta Tipica (The Tango Lesson Soundtrack)

30 Ağustos 2020, İstanbul

Bilmiyorum yapabilir miyim… ama bu senin için yazdığım son yazı olsun istiyorum. 

Son kez düşüneyim seni uzun uzun. Seni en son gördüğüm anı, bana el sallayışını düşündüğümde son kez gözlerim dolsun. 

Son kez hayret edeyim seni ne kadar özlediğime, tesadüf olmayan tesadüflere, hayatın kendiliğindenliğine, zamanın uçup gidişine…

Sonra alayım bavulumu, düşeyim yollara. Kavuşayım Ege’nin huzur veren mavisine, insanı canlandıran pespembe begonviline, buz gibi iki tek rakı yanında dost sohbetlerine… 

Kim bilir belki de geçerler senin yerine… Kim bilir belki de kalbim gelmez benimle… 

Müzik önerisi: Begonvil – Sezen Aksu

10 Ağustos 2020, İstanbul’dan Bodrum’a doğru

ZARAFET

Sana “Seni görememek çok zormuş” diyorum…

“Canım yanıyor” diyorum…

“Önceden böyle olacağını bilemedim” diyorum…

“Günler çok zor geçiyor”…

“Elden bir şey gelmiyor” diyorum…

“Bir yolu olsa, bulur gelirdim”…

“Ben aslında böyle biri değildim” diyorum…

Sen de bana “Zarifsin” diyorsun!

Bunun zarafetle ne ilgisi var benim canım?!

Buna olsa olsa…

Bak işte bir tek onu diyemiyorum…

Müzik önerisi: Words – Bee Gees

2 Ağustos 2020, İstanbul

Ne isterdim biliyor musunuz?

Desteklenmeyi, karşıma çıkacak her engele rağmen başarabileceğimin söylenmesini, “Sen istersen yaparsın kızım, biz senin arkandayız!” denmesini isterdim. 

Her şeyimi konuşabilmeyi, paylaşabilmeyi, yargılanmadan yol gösterilmesini isterdim. Kendi yolumu düşe kalka, hata üstüne hata yaparak bulmak zorunda kalmamayı, bu yolda yalnız bırakılmamayı sonra da yaptığım seçimler için suçlanmamayı isterdim. 

Belime kadar olan saçlarımı toplamadan dışarı çıkamayacağım söylenmesin ve bunu protesto etmek için saçlarımı kulaklarımın altında kestirmeyeyim isterdim. 

Tayt giyerek bakkala gittim diye ceza almayayım, V yaka kazaklarımı gizli gizli giymek zorunda kalmayayım isterdim. 

Bir aile dostumuz (!) tarafından tacize uğradığımda babam duymasın diye örtbas edilmesin, benim nasıl bir ruh halinde olduğum ve bunun gelecek tüm ilişkilerimi nasıl etkileyeceği hesaba katılsın isterdim. 

Eve geç geldiğimde bekaret kontrolüne götürülmekle tehdit edilmeyeyim isterdim. 

Tek derdim kendim olmak, yeteneklerimi keşfetmek, geliştirmek, kimseye ihtiyaç duymadan yaşamakken zengin adamlarla evlendirilmeye çalışılmamak, bunu reddettiğimde, kalbimin peşinden gitmek istediğimde acımasızca eleştirilmemek, aptal muamelesi görmemek isterdim.

Kocam bana sadece eş dost yanında ilgi gösterdiği, onun dışında ilgi ve saygı göstermediği için, fikir ve seçimlerimi önemsemediği için, mutsuz olduğum, kendimi kadın gibi hissetmediğim için başkasına aşık olduğumda, en yakınlarım bile bana sırtını dönmesin, “kötü kadın” muamelesi yapmasın isterdim. 

Çalıştığım kulüpte bana sarkıntılık eden iş adamına istediği karşılığı vermediğim için işim, geçim kaynağım tehlikeye girmesin isterdim. 

Tek başıma başardığım onca şey, yaptığım onca iş hafife alınmasın, başarılarımla dalga geçilmesin isterdim. 

Ve daha bunun gibi neler neler isterdim…

En çok da bu yazıyı asla bir erkeğin yazamayacağı bir dünyada yaşamıyor olmayı isterdim…

Benim çocuğum olmadı. Yukarıda yazdığım ve daha yazmadığım birçok sebepten buna pek hevesim de olmadı. Sonra bir baktım, galiba zamanım da kalmadı. 

Ama eğer olsaydı, kızım olsun isterdim. Kendine güvenen, cesur, tuttuğunu koparan, benim gibi içine işleyen güvensizliklerini yenmek için ileriki yaşlarında bu kadar savaşmasına, kendini bu kadar korumaya çalışmasına gerek kalmayan, başını yere eğmeyen bir “Cumhuriyet Kadını” yetiştirmek isterdim. 

Müzik Önerisi: Have You Ever Really Loved A Woman? – Bryan Adams

22 Temmuz 2020, İstanbul

SENİ ÖZLÜYORUM

Perdeleri açıp gün ışığının odama dolmasına izin verirken, güneşle ilk kez göz göze gelirken, Tophane’de martılar avaz avaz uçuşurken…

Seni özlüyorum…

Buz gibi şeftalileri küp küp keserken, kahvemden kocaman bir yudum alırken, günlük astroloji yorumlarını okurken…

Seni özlüyorum…

Çiçekleri onlarla konuşa konuşa sularken, sıcaktan bunalıp klimayı açarken, ne giyeceğime karar veremeden gardırobun önünde öylece dururken…

Seni özlüyorum…

Yapmam gereken onca şeye rağmen koltuktan yatarken, seyrettiğim filmdeki gizemi çözmeye çalışırken, küpelerimi kaybolmasınlar diye kutularına kaldırırken…

Seni özlüyorum…

Biraz rüzgar çıktı diye sevinirken, hafta sonu için 2 günlük bavul yapmaya çalışırken, köfteleri yanmasınlar diye aceleyle çevirirken…

Seni özlüyorum…

Dolunay tüm ihtişamıyla boğazı aydınlatırken, kahve yerini bitki çayına bırakırken, gözlerim yavaş yavaş kapanırken…

Seni özlüyorum…

Müzik önerisi: Nerdeysen – Semiramis Pekkan

6 Temmuz 2020, İstanbul

Çok hayalciyim, doğru! Seni gözümde biraz büyütüyor da olabilirim. Olduğun gibi değil, olmanı istediğim gibi düşleyebilirim. Aslında yapamayacağın şeyleri bazen -ama bazen- senden bekleyebilirim. Olabilir. 

Ama bu seni, senin kendini beğendiğinden çok daha fazla beğendiğim anlamına gelir. Benim gözümde ne desen doğrudur anlamına gelir. Bir de senin hayallerini süslemeye niyetim var demek olabilir.

Yani sen benim kıymetimi bil!

Tutkuluyum, ne var? Her şeyini benimle paylaş isterim. Leb demeden leblebiyi anla isterim. Beni benden çok anla isterim. En ihtiyacım olan sözleri söyle isterim. 

Ama ben de seni sabaha kadar dinlerim. Seni senden çok merak ederim. Sesinin tonundaki değişikliği, gözündeki ışığın değişimini farkederim. 

E sen de benim kıymetimi bil! 

Bazen fazla hüzünleniyorum, doğru. Bir dert girdabı var, kaptırdım mı çıkamıyorum. Bir anda tüm sorunların kurbanı oluyorum. O zaman belki omuzundaki yükü ağırlaştırıyorum. 

Ama senin derdini de kendi derdimmiş gibi görüyorum. Sen rahat edene kadar ben de edemiyorum. Sen gülünce ben gülüyorum. 

Demem o ki, sen yine de benim kıymetimi bil! 

Kafam karışıktır, o da doğru! Bazen bir şeye saplanıp kalırım, bazen de bir türlü karar veremem. Ve biliyorum, kendime her zaman senin umduğun kadar güvenemem. 

Ama sana güvenirim ve bunun için sebep aramam. Kalbim temizdir, kötülük düşünmem. Ne diyorsam doğrudur, yalan söylemem. 

O yüzden iyisi mi, sen benim kıymetimi bil!

Müzik önerisi: I’d Be Surprisingly Good For You – Jonathan Pryce & Madonna (Evita Soundtrack) 

2 Temmuz 2020, İstanbul

BUGÜN…

Yorgun uyandım bugün. Son birkaç gündür bedenim, düşüncelerim kadar canlı değil. Bir sürü şey düşünüyorum, bir dolu plan yapıyorum. Ama elimde değil… Yorgun hissediyorum kendimi. İsteksizim… Harekete geçemiyorum…

Harekete geçemediğim için hissettiğim suçluluk duygusu, yerini boşvermişliğe bıraktı bugün.

Öğlen oldu… Üzerimde hala sabahlığım var. Üçüncü kahvemi içiyorum, bana mısın demedi!

Sindirilecek çok fazla haber, çok fazla yeni şey var. Her şey çok hızlı değişti… Herkes çok hızlı değişti… Ya da ben değiştim… Galiba ben değiştim…

Üzgün değilim… Ama hala biraz şaşkınlık var. Sadece alışmam lazım. İstediğim buydu sonuçta…

Şimşekler kapladı tüm gökyüzünü… Gök gürültüsü çok kuvvetli… Yağmur damlaları kocaman… Her biri sanki tek tek tenime düşüyor.

Tophane’de gündüz fenerlerinin üzerine yağmur yağıyor. Arkasında Karaköy. Aradan deniz görünürdü. Bugün görünmüyor…

Kalkıp manzaramın videosunu çekmekle bu yazıyı yazmaya devam etmek arasında kararsızım. Işık çekim yapmak için iyi değil gibi. Baya baya gün ortasında karardı hava. Yazmaya devam etmek en iyisi…

Zaten son yaptığım kahveyi de yanlış fincana koymuşum. Kulpu yok. Tutamıyorum. İçmek için biraz soğumasını beklemem lazım…

Belki de bu yüzdendir harekete geçememem. Bazen biraz soğuması gerekiyordur olan bitenin… 

Sanki kış mevsiminde bir pazar günü gibi değil mi bugün? Tam battaniyenin altında akşama kadar dizi izlemelik. Oysa Haziran ortası ve cuma. Anlaşılan ben bütün gün sabahlığımla bu koltuktayım…

Bugünü de böyle soğutayım. Yarın kahveyi kulplu fincana koyarım…

Müzik önerisi: Yarına Allah Kerim – Bergüzar Korel (Aykut Gürel Presents Bergüzar Korel 2)

19 Haziran, 2020