zeynep özyılmazel

Arşivler

Dünya üzerinde yaşayan milyonlarca insan var… Ve hepimiz birbirimizden farklıyız. Farklı yaşam şartlarımız, farklı hayallerimiz, farklı mücadelelerimiz var her birimizin. Ancak hepimiz aynı şeyi istiyoruz! Mutlu olmayı! Kimine göre doğru, kimine göre yanlış, herkes kendine göre yaptığı her şeyi mutlu olmak için yapmıyor mu? Peki nedir ki mutluluk?

Enerji, enerji, enerji… Eğer bir köpeğiniz varsa, her şeyin altından enerjinin çıktığını biliyorsunuz demektir. Bazı köpekler sakindirler. Sahiplerinin komutlarını hemen yerine getirirler. Onunla bir yere, söz gelimi bir kafeye gittiğinizde sorun çıkarmazlar. Sessizce siz kalkana kadar otururlar. Evde de size rahatsiz etmezler. Üzerinize atlamazlar mesela. Ama bazı köpekler bunun tam tersidir. Dia gibi… Sizin de köpeğiniz öyleyse, bu yazı belki size yol gösterebilir. İşte Dia’yla serüvenimde, enerji konusunda yaşadıklarım ve öğrendiklerim…

Baştan söyleyeyim, işin içinden nasıl çıkacağımı bilmiyorum. O kadar güzel lezzetler tattım, o kadar geniş bir mutfak kültürü deneyimi yaşadım ki nereden başlayacağımı bilmiyorum. Gurme olmak gibi bir iddiam da yok. Üstelik tattığım tüm lezzetlerin de hikayesi var. Haydi o zaman Go Meso’nun hikayesinden başlayalım…

Sizlerle daha önce sevgili arkadaşım Aydan Üstkanat’ın yemek kitaplarından birinde yer alan ‘Enginarlı Bulgur Pilavı’nı paylaşmıştım ve Aydan’ın yeni kitabının çıkacağından ve ilk fırsatta bu kitaptan da bir tarifi deneyip yazacağımdan bahsetmiştim. Aydan’ın yeni kitabı Mevsiminde Yemek bir süre önce çıktı. Kitapta her mevsime uygun malzemelerle hazırlanmış yemekler var, ki bu benim oldukça önem verdiğim bir konudur. Sebzeleri, meyveleri, hatta balığı mevsimine uygun olarak seçip tüketmenin yaşam kalitemizdeki etkisi büyük.

Gitsem de, görsem de, pişirsem de, yesem de, baksam da, alsam da düşünüp durduğum tek bir şey var… Barış… Canım ülkemin, güzel insanlarının bir arada, bölünmeden, birbirine sahip çıkarak yaşamaları… Her gün ne uğruna olduğu bilinmeyen ölümlerin yaşanmaması… Hal böyleyken, ben de yazılarıma bir süre ara veriyorum. Birbirimizi kucakladığımız, huzurumuzun tam olduğu, evlatların, eşlerin evlerine dönebildikleri günlerde görüşmek dileği ile… “YURTTA SULH, CİHANDA SULH”

Benim için bayram, sabah saatlerinde başlayan heyecan demek. Annem demek, babam demek, kardeşim demek… Ailece erkenden kalktığımız, çabucak kahvaltı edip, heyecanla hazırlandığımız sabahlar demek. Babamın trafiği hesaplamaya çalışıp söylendiği, bizim telaşla ne giyeceğimize karar vermeye çalıştığımız saatler demek.

Baktım ki uzun zamandır tarif vermiyorum, hazır havalar da soğumaya başladı, en sevdiğim çorbanın tarifini vereyim sizlere dedim.

Önce fotoğrafları uzun uzun inceleyerek oyaladım kendimi, şimdi de bir süredir bilgisayar ekranına bakıp duruyorum. Yazmak istiyorum o geceyi ama nerden başlayacağımı, nasıl anlatacağımı bilemiyorum bir türlü… Bildiğiniz gibi 24 Eylül akşamı, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda, canım babam Neco’nun 50. yıl konseri vardı. Konseri kardeşim Ayşe Özyılmazel ve BKM birlikte düzenlediler. Ne kadar güzel bir iş yaptılar!

Evet, bazen her şey planlandığı gibi gitmeyebilir. Hayat şartlarınız değişebilir. Eşinizle ayrılabilirsiniz ve siz ya da eşiniz başka bir eve taşınabilirsiniz. Ya da çocuğunuz üniversite okumak üzere evden ayrılabilir. Veya bunların hiçbiri olmasa da ailenizin bir üyesi uzun bir seyahate çıkabilir. Her durumda köpeğiniz etkilenecektir.

Kahvaltı dosyasına, boğaz hattında biraz daha Sarıyer’e doğru ilerleyerek, Yeniköy’deki Sırçacı 14’le devam ediyoruz. Kahvaltı dosyası deyince, değişik zevkler için de fikirler sunabilmek için arkadaşlarımdan yardım istedim. Benim bilmediğim çok hoş yerler de vardır muhakkak diye düşündüm. Sırçacı 14’ü de İpek sayesinde keşfettim. İyi ki de ettim.