zeynep özyılmazel

Arşivler

Gitsem de, görsem de, pişirsem de, yesem de, baksam da, alsam da düşünüp durduğum tek bir şey var… Barış… Canım ülkemin, güzel insanlarının bir arada, bölünmeden, birbirine sahip çıkarak yaşamaları… Her gün ne uğruna olduğu bilinmeyen ölümlerin yaşanmaması… Hal böyleyken, ben de yazılarıma bir süre ara veriyorum. Birbirimizi kucakladığımız, huzurumuzun tam olduğu, evlatların, eşlerin evlerine dönebildikleri günlerde görüşmek dileği ile… “YURTTA SULH, CİHANDA SULH”

Benim için bayram, sabah saatlerinde başlayan heyecan demek. Annem demek, babam demek, kardeşim demek… Ailece erkenden kalktığımız, çabucak kahvaltı edip, heyecanla hazırlandığımız sabahlar demek. Babamın trafiği hesaplamaya çalışıp söylendiği, bizim telaşla ne giyeceğimize karar vermeye çalıştığımız saatler demek.

Önce fotoğrafları uzun uzun inceleyerek oyaladım kendimi, şimdi de bir süredir bilgisayar ekranına bakıp duruyorum. Yazmak istiyorum o geceyi ama nerden başlayacağımı, nasıl anlatacağımı bilemiyorum bir türlü… Bildiğiniz gibi 24 Eylül akşamı, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda, canım babam Neco’nun 50. yıl konseri vardı. Konseri kardeşim Ayşe Özyılmazel ve BKM birlikte düzenlediler. Ne kadar güzel bir iş yaptılar!

Ben küçükken babama cok hayrandım. Bir kere çok yakışıklıydı (-di’li geçmiş zaman kullandığıma bakmayın, hala öyledir). Çok başarılıydı. Eşsiz bir sesi vardı. O şarkı söylemeye başladığında gözlerim dolardı. Sahnede devleşirdi. “Neco”ydu o…

Küçücük anlar… Bize yeni bir şeyi farkettiren, hayatımızın yönünü değiştiren, bize yepyeni kapılar açan… Aynı zamanda çok kolay atlanabilen, görülmeyebilen, daha sonra içimizi cız ettiren o anlar… Ben Tanrı’nın bizimle o anlar aracılığıyla konuştuğuna inanırım. Bir de iç sesimizle. O anlar da atlanabilir, iç sesimiz de. Ne kadar kolaylıkla geçersiz kılabiliyoruz o sesi. Aslında o hep doğruyu söylüyor.

İnsanoğlunun doğayla ucundan da olsa bir bağ kurma isteği olduğu muhakkak. Manzarası, bahçesi ya da en kötü küçük bir balkonu olan evlere bütçemiz el verdiğince fazladan para ödemeye bile razı oluyoruz bunun için. Ya da hafta sonlarını, tatilleri iple çekmiyor muyuz? Şöyle bir ormanda yürüyüş ya da çimlerin üzerinde bir piknik yapalım demiyor muyuz? İlk fırsatta denize girmek için fırsat yaratmıyor muyuz?

Sigaranın sağlığa zararlı olduğunu bilmeyen yoktur herhalde. “Ben kesinlikle bırakmak istemiyorum” diyen çok az insan tanıdım. Hep aklımızın bir köşesinde olur bırakma fikri. Ama kendimizce bir takım nedenler sıralarız. Bu nedenlerden biri ve özellikle hanımlar tarafından en rağbet göreni de sigarayı bırakınca kilo almaktan korkulmasıdır. Kim bilir, belki de bu korkuyu bu yazının sonunda yenmenize yardımcı olabilirim…

Evet bugün benim doğum günüm ve ben doğum günlerinin büyülü olduğuna inanırım…

Bazen ne buradasındır ne orada. Ne kalabilirsin ne de gidebilirsin. Alınması gereken kararlar, atılması gereken adımlar vardır. Değişimin kapıda olduğunu hissedersin. Fazla alışmışsındır, rahatlamışsındır da “Çok durdun sen!” der hayat, “Kalk bakalım, hareket et!”

Hani “Hayat sen plan yaparken başına gelenlerdir” ya da büyüklerimizin “Büyük lokma ye büyük konuşma” gibi lafları vardır ya. Hah işte tam olarak durum budur! Aklımca bayramda herkes tatildeyken İstanbul’da yaptıklarımla ilgili yazılar yazacak, “Bakın neler kaçırdınız” alt mesajıyla, tatile gidemediğim icin güya kendimi avutacaktım.